Eğitim-İş Tekirdağ 1 Nolu Şube, Manisa’nın Turgutlu ilçesinde 11 öğrencinin yaralandığı silahlı saldırının ardından yaptığı açıklamada, okulun daha önce “1. derece riskli” olarak değerlendirilmesine rağmen gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığını belirtti. Okul güvenliğine ilişkin 7 bakanlığın imzaladığı protokolü eleştiren sendika, “Sizin sorumluluğunuz neydi ve bu sorumluluğu neden yerine getirmediniz?” diye sorarak sorumlulara “istifa” çağrısında bulundu.
Manisa’nın Turgutlu ilçesindeki İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde meydana gelen ve 11 öğrencinin yaralandığı silahlı saldırının ardından Eğitim-İş Tekirdağ 1 Nolu Şube basın açıklaması yaptı.
Öğrencilerin eğitim görmek için evlerinden çıktıktan sonra, daha okula ulaşamadan silahlı şiddetin ortasında kaldığı belirtilen açıklamada, olayın meydana geldiği okulun daha önce güvenlik açısından “1. derece riskli okul” olarak değerlendirildiğine dikkat çekildi.
“RİSK TESPİT EDİLDİYSE ÖNLEMLER NEDEN ALINMADI?”
Okulların çocuklar açısından “riskli alanlar” olarak sınıflandırılmak zorunda kalmasının başlı başına ciddi bir sorun olduğu ifade edilen açıklamada, “Madem bu okul 1. derece riskli olarak tespit edilmişti, bu riskin gerektirdiği güvenlik tedbirlerinin neden alınmadığını sormak zorundayız. Daha okulun girişinde dahi çocuklarımızın güvenliğinin sağlanamamış olması İçişleri Bakanlığının ciddi bir zafiyetidir” denildi.
Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında okullarda yaşanan saldırıların ardından iki aylık yaz tatilinin, eksikliklerin tespit edilmesi, riskli okulların belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin yeni eğitim-öğretim yılı başlamadan alınması için kullanılabileceği kaydedildi.
Buna rağmen okulların açılmasından bir hafta sonra 7 bakanlığın güvenlik değerlendirmelerinin yapıldığını, risklerin tespit edildiğini ve gerekli önlemlerin alındığını açıklayarak bir protokol imzaladığı belirtilirken, açıklamadan 15 saat sonra 11 öğrencinin yaralandığı saldırının meydana gelmesi eleştirildi.
“7 İMZA ATTINIZ, ŞİMDİ HESAP VERİN”
Açıklamada, “7 Bakanlık bir protokolün altında yan yana gelebiliyorsa, çocuklarımız vurulduğunda sorumluluğun da arkasında yan yana duracak mıdır?” diye sorulurken, eğitimde yaşanan şiddetten başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere ilgili bakanlıkların ve siyasi iktidarın sorumlu olduğu savunuldu.
Protokol imzalamanın tek başına sorumluluğun yerine getirildiği anlamına gelmediği belirtilerek, “Protokol ancak sahada karşılığı varsa anlamlıdır. Altına kaç Bakanın imza attığı değil, o imzaların kaç çocuğu koruyabildiği önemlidir. 7 imza attınız; şimdi 7 Bakanlık olarak kendi görev alanınızın hesabını verin” ifadelerine yer verildi.
Protokolün altında imzası bulunan bakanlıklara, “Sizin sorumluluğunuz neydi ve bu sorumluluğu neden yerine getirmediniz?” sorusu yöneltildi.
SALDIRIYI GERÇEKLEŞTİREN ÇOCUĞUN EĞİTİM SÜRECİNE DİKKAT ÇEKİLDİ
Eğitim-İş, saldırıyı gerçekleştiren çocuğun eğitim sürecinin de incelenmesi gerektiğini belirtti. Açık liseye geçerek örgün eğitimden koptuğu, daha sonra yeniden okula kayıt yaptırdığı ancak bir hafta boyunca okula devam etmediği aktarılan çocuk üzerinden Millî Eğitim Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına, “Çocuklar okuldan koparken neredeydiniz?” sorusu yöneltildi.
Bir çocuğun okulun kendisine gelecek vadetmediğini düşünmesi, okulda kendisini değerli ve ait hissetmemesi ve eğitim ile daha iyi bir yaşam arasında bağ kuramaması halinde eğitim sisteminin o çocukla bağını kaybettiği savunulan açıklamada, çocukların şiddeti toplumdan öğrendiği belirtilerek, bir çocuğun nasıl şiddetin faili hâline geldiğinin de sorgulanması gerektiği ifade edildi.
Açıklamada, eğitimden uzaklaşan çocukların kim tarafından takip edildiği, sosyal ve psikolojik açıdan risk altındaki çocuklara hangi kurumların ulaştığı, desteğe ihtiyaç duyan ailelerin nasıl desteklendiği ve şiddet riski ortaya çıktığında okul, aile, sosyal hizmetler, sağlık sistemi ve güvenlik birimleri arasında koordinasyon sağlanıp sağlanmadığının açıklığa kavuşturulması istendi.
Bir diğer önemli sorunun ise bir çocuğun ateşli silaha nasıl ulaşabildiği olduğu vurgulandı.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞINA REHBERLİK SORUSU
Millî Eğitim Bakanlığına da seslenilen açıklamada, okullardaki rehberlik öğretmeni sayısının yetersiz olduğu savunuldu. Devamsızlığı artan, okuluyla bağı zayıflayan, eğitimden uzaklaşan veya davranışlarında ciddi değişiklikler gözlenen çocuklara yönelik etkili mekanizmaların neden işletilmediği soruldu.
Eğitimden uzaklaşan çocukların yeniden eğitime kazandırılmasının kamunun sorumluluğunda olduğu vurgulandı.
“GÜÇLÜ BİR ÇOCUK KORUMA SİSTEMİ GEREKLİ”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına yönelik çağrıda ise risk altındaki çocukları olaylar yaşanmadan önce tespit edebilecek güçlü bir çocuk koruma sisteminin kurulması gerektiği belirtildi.
Eğitimden uzaklaşan, aile içinde ciddi sorunlar yaşayan, sosyal çevresinden kopan, şiddete maruz kalan ya da şiddete yönelme riski bulunan çocukların takip edilmesi gerektiği kaydedilirken, okullar ile sosyal hizmet birimleri arasında etkin bir erken uyarı mekanizmasının kurulması istendi.
“BİR ÇOCUĞUN ELİNE SİLAH NASIL GEÇTİ?”
İçişleri Bakanlığına yönelik değerlendirmede ise Türkiye’de bireysel silahlanmanın oluşturduğu tehlikeye dikkat çekildi.
Meselenin yalnızca bireysel silahlanmadan ibaret olmadığı ifade edilen açıklamada, “Temel soru şudur: Bir çocuğun eline silah geçmesine ve bu silahın başka çocuklara yönelmesine kadar uzanan süreçte önleyici mekanizmalar neden sonuç vermedi?” denildi.
Saldırıda yaralanan 11 öğrencinin ve ailelerinin yaşadığı korku ve travmanın takipçisi olunması gerektiği vurgulanırken, çocukların ne şiddetin mağduru ne de faili olmasının istendiği belirtildi.
OKULLARDA PDR VE SOSYAL DESTEK ÇAĞRISI
Eğitim-İş, okul güvenliğinin yalnızca polisiye tedbirlerle ele alınmaması gerektiğini vurgulayarak alınmasını istediği önlemleri de sıraladı.
Okullarda yeterli sayıda psikolojik danışmanlık ve rehberlik uzmanının istihdam edilmesi, çocuk ve ergen psikologları, psikiyatristler ve sosyal hizmet uzmanlarının dahil olduğu güçlü bir mekanizmanın kurulması istendi.
Yeni okul ve derslikların yapılması, kalabalık sınıfların azaltılması ve ikili eğitimin sonlandırılması gerektiği belirtilirken; öğrencilerin ücretsiz sanat, spor, kültür ve kulüp faaliyetlerine erişiminin sağlanması, zorbalık ve sosyal dışlanmayla mücadele programlarının yaygınlaştırılması ve öğrencilerin okula aidiyetini güçlendirecek politikaların hayata geçirilmesi çağrısında bulunuldu.
“Güvenli okul yalnızca kapısında güvenlik görevlisi bulunan okul değildir” denilen açıklamada, güvenli okulun; çocuğun kendisini ait hissettiği ve geleceğine umutla bakabildiği, öğretmenin saygınlığının ve mesleki güvencesinin korunduğu, zorbalığın ve dışlanmanın görmezden gelinmediği ve yardım isteyenlerin sesinin duyulduğu bir eğitim ortamı anlamına geldiği ifade edildi.
“MÜFETTİŞ GÖREVLENDİRMEKLE YETİNMEYİN”
Protokole imza atan bakanlıklara sorumluluğu birbirlerinin üzerine bırakmamaları ve yalnızca müfettiş görevlendirmekle yetinmemeleri çağrısında bulunan Eğitim-İş, olaylar yaşanmadan önce riskleri tespit edebilecek bir kamu sistemi kurulmasını istedi.
Açıklamada, “Çocuklarımız yaşamını kaybettikten sonra müdahale eden değil, yaralanmadan ve ölmeden önce riski gören; çocuk eğitimden uzaklaştığında dosyasını kapatan değil kapısını çalan; aile sorun yaşadığında yalnız bırakan değil destekleyen; şiddet riski ortaya çıktığında kurumların birlikte harekete geçtiği bir kamu düzeni istiyoruz” ifadelerine yer verildi.
“GÜVENLİ OKUL, SAĞLIKLI EĞİTİM”
Manisa’da yaralanan 11 öğrenciye acil şifa dileklerinin iletildiği açıklamada, öğrencilerin aileleri, arkadaşları ve öğretmenleriyle dayanışma içinde olunduğu belirtildi.
Eğitim-İş’in eğitimde şiddetin normalleştirilmesine ve okulların şiddet, korku ve suçun adresi hâline gelmesine karşı ülke genelinde eylemler gerçekleştirdiği kaydedildi.
“Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” talebi kapsamında okullarda siyah giyildiği ve üç gün boyunca kokart takılacağı belirtilerek, çocukların ve eğitim emekçilerinin güvenliği sağlanana kadar konunun gündemde tutulacağı ve sorumlulara görevlerinin hatırlatılmaya devam edileceği ifade edildi.
Açıklamada, “Hiçbir anne baba çocuğunu okula gönderirken onun silah seslerinin ortasında kalıp kalmayacağını düşünmek zorunda değildir. Hiçbir çocuk okul yolunda kurşunlarla karşılaşmamalıdır” denilerek, yöneltilen soruların yanıtlanması, eksikliklerin giderilmesi ve çocukları koruyacak politikaların hayata geçirilmesi talep edildi.
“SORUMLULARA ‘İSTİFA’ DİYORUZ”
Eğitim-İş Tekirdağ 1 Nolu Şube açıklamasını istifa çağrısıyla tamamladı:
“En büyük erdem sorumluluktur. Çocuklarımızı koruyamayan bu düzenin sorumlularına ‘istifa’ diyoruz!”
