08.12.2022

Türkiye’de Cinsiyete Dayalı Eşitsizliğin Boyutları!

28, Eylül 2022 Çarşamba
Bu haber kez okundu


Günümüzde hala süregelen ve mücadele edilen en büyük eşitsizliklerden biri olan cinsiyete dayalı eşitsizlik, kadını ikincil konuma düşürerek, kamusal alandan ve çalışma hayatından mahrum bırakıyor. Toplum tarafından dayatılan roller, kadını, baba veya eşe bağımlı bırakırken; ülke nüfusunun yarısını oluşturan kadınların, 2019 yılında istihdama katılım oranının yüzde 28,7 olduğu görülüyor.

HABER: SERAP CÖMERTOĞLU İŞCAN

Tekirdağ Barosu Kadın Hakları Komisyonu Üyesi Avukat Kamilcan Yavaş, toplumsal cinsiyet ve toplumsal cinsiyet rolleri kavramlarının eşitsizliğin temel kaynağı olarak ortaya çıktığını ve dayatılan toplumsal roller ile büyüyen kadınların, çalışma hayatına dahil olamadığını, ekonomik bağımsızlıklarını elde edemediklerini kaydetti. Söz konusu durumun kadınların hem kendi hayatlarında hem de ülke politikasında söz sahibi olmalarının önüne geçtiğini ve kadınları babalarına veya eşlerine muhtaç ve bağımlı kıldığını ifade eden Yavaş, baba veya eşe bağımlılığın, kadını şiddete ve istismara açık hale getirdiğini belirtti.

Eşitsizlik biyolojik özelliklerle meşrulaştırılıyor

Var olan toplumsal düzenin, erkek egemen bir toplumsal düzen olduğunu vurgulayan Yavaş, kadın ve erkek arasındaki eşitsizliğin, insanların doğuştan getirdiği genetik, fizyolojik ve biyolojik özelliklerine gönderme yapılarak meşrulaştırılmaya çalışıldığını dile getirdi.

Toplumsal cinsiyetin, toplum tarafından farklı kültürel, tarihsel, toplumsal değerler sonucu kadın ve erkeklere yüklenen, toplumsal roller ve sorumlulukların bütünü olarak tanımlandığını aktaran Yavaş,söz konusu toplumsal roller gereği kadının güçsüz, yardıma muhtaç, aklından çok duyguları ile hareket ettiği için rasyonel olmadığı yönünde algı oluşturulduğunu ifade etti.

Aklın gerektirdiği kamusal alandaki iş ve eylemleri ise kadınların değil, erkeklerin yapabileceği düşünce yapısının hakim olduğuna değinenYavaş, “Kadınlar genellikle ev işi, hizmet, bakım içeren işlerle görevlendirilir. Kadına biçilen bu güçsüz toplumsal rol, kadının istismara ve şiddete açık hale gelmesine, hayatın her alanında ikincil konuma itilmesine sebep oluyor. Ataerkil toplum düzeninde tam da bu roller doğaya atfedilerek meşrulaştırılmaya çalışılmakta, olağan ve tek doğru olarak gösterilmektedir. Ancak bunun tam aksine, söz konusu bu roller tarihsel, toplumsal ve ekonomik faktörlerle insanlar tarafından şekillendirilmiştir. Bu sebeple bu roller doğru, olağan değil tam aksine kurmaca önyargılardır ve eşitsiz düzende kadının ikincil konumunu pekiştirmek ve kadını toplumsal hayatın dışına itmek için bir araç olarak kullanılır” dedi.

Roller sonradan öğretiliyor

İnsanların doğduklarında söz konusu rollere sahip olmadıklarını, sonradan öğretildiğini ifade eden Yavaş, şunları kaydetti:

“Çocuklar doğdukları andan itibaren cinsiyetlerine dayalı toplumsal rollerin oluşturduğu kurallar çevresinde büyütülür. Bir kız çocuğu bebek veya mutfak eşyaları ile oynadığında ailesi tarafından hoş karşılanırken, bir araba ile oynadığında ailesi tarafından tepki görür veya tam tersi bir erkek çocuğu arabayla değil de bebek ile oynadığında bu sefer yine ailesi tarafından tepki görecektir. İşte ailenin çocuklara gösterdiği bu tepkiler sonucu, var olan toplumsal roller yeniden üretilmeye başlar. Söz konusu tepkiler sonucu kadının ev işi yapması, erkeğin ise araba kullanması gerektiği rolleri toplum tarafından bireylere öğretilmiş olur. Daha da kötüsü tam da bu önyargılar toplumdaki eşitsizliği yeniden üretir.”

Ön yargılar okullardaki eğitimle pekiştiriliyor

Aile tarafından öğretilen önyargıların okulda verilen eğitim ile pekiştirildiğine dikkat çeken Yavaş, sözlerine şöyle devam etti:

“Günümüzde dahi okutulan hayat bilgisi kitaplarında yansıtılan aileye gösteren resimlerde anne önlüğünü giymiş yemek yapmaktayken, baba koltuğa oturmuş gazete okumaktadır. Bu durum okullarda çocuklara kadının asıl görevinin ev işi olduğu, erkeğin asıl görevinin ise aileyi geçindirmek olduğu toplumsal rolleri aşılamakta.”

Dayatılan roller kadını, baba veya eşe bağımlı bırakıyor

Dayatılan toplumsal roller ile büyüyen kadınların çalışma hayatına dahil olamadığının ve ekonomik bağımsızlıklarını elde edemediklerinin altını çizen Yavaş, söz konusu durumun kadınların hem kendi hayatlarında hem de ülke politikasında söz sahibi olmalarının önüne geçtiğini ve kadınları, babalarına veya eşlerine muhtaç ve bağımlı kıldığını ifade etti.

Bağımlılık kadını şiddete ve istismara açık hale getiriyor

Baba veya eşe bağımlılığın kadını, şiddete ve istismara açık hale getirdiğini söyleyen Yavaş, işlenen kadın cinayetlerinde faillerin genelde eşler olduğunu anımsattı..

Toplumsal cinsiyet rollerinin yarattığı güvencesiz ortam nedeniyle birçok kadının şiddet gördüğünü ve eşinden boşanamadığını aktaran Yavaş, birçok kadının söz konusu şiddet sonucunda hayatını kaybettiğini belirtti.

Meslek seçimlerinde toplumsal roller etkili

Toplumsal cinsiyet rolleri gereği bazı mesleklerin kadın mesleği, bazı mesleklerin ise erkek mesleği olarak kabul edildiğini söyleyen Yavaş, öğretmenlik ve özellikle anasınıfı öğretmenliği, hemşirelik gibi mesleklerin kadına yüklenen şefkat, merhamet, bakım ve hizmet gibi toplumsal roller gereği kadın mesleği olarak görüldüğünü, mühendislik, madencilik, şoförlük gibi mesleklerin ise erkek mesleği olarak görüldüğünü vurguladı.

Bu durumun Türkiye’deki verilere de yansıdığını aktaran Yavaş, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği tarafından açıklanan verilere göre; 31 Aralık 2019 tarihinde kadın mühendis oranının yüzde 23 olarak tespit edildiğini belirtti.

İstihdamda kadın geri planda

Yavaş, kadının kamusal alanda söz hakkının çok fazla olmadığını ve istihdamda kadının geri planda kaldığını da sözlerine ekledi.

TÜİK verilerine göre; Türkiye nüfusunun yüzde 49,9’unu kadın, yüzde 50,1’ini ise erkekler oluşturuyor. 2019 yılında kadınların istihdama katılım oranı ise yüzde 28,7.

2020 yılında kadın büyükelçi oranı yüzde 25 olarak görülmekte. Dört büyükelçiden yalnız biri kadın.

Meclis’teki son sandalye dağılımına göre 2020 yılında 584 milletvekili içerisinde kadın milletvekili sayısı 101, erkek milletvekili sayısı ise 483.

Eşitsizlik yüksek yargıda da var

Söz konusu eşitsiz durum yüksek yargıda da gözlemleniyor. Anayasa Mahkemesi’nin kurulduğu 22 Haziran 1962 tarihinden bu yana seçilen 18 başkandan yalnızca biri kadın. Şu an Anayasa Mahkemesine üye yargıçlar arasında hiç kadın yer almıyor.

Akademik hayatta da eşitsizlik anlamında değişiklik olmadığı görülüyor. YÖK istatistiklerine göre; Türkiye’de akademik kadrolar yükseldikçe kadın istihdam oranı düşüyor Kadın profesörlerin oranı yüzde 32,5 iken bu kadrolardan sadece yüzde 3,94’ü rektörlük ve dekanlık görevi yapıyor.

Koç Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulana Merkezinin hazırladığı 2018 verileriyle Toplumsal Cinsiyet Eşitliği çalışmasına göre;

2018 yılında yönetici olarak çalışan kadınların oranı yüzde 2,5 iken profesyonel meslek gruplarına mensup kadınlar için bu oran yüzde 15,9; teknisyenler, teknikerler ve yardımcı profesyonel meslek mensupları için yüzde 5,1; büro ve müşteri hizmetleri çalışanları için yüzde 9,6; hizmet ve satış elemanları için yüzde 21,1; nitelikli tarım, ormancılık ve su ürünlerinde çalışan kadınlar için yüzde 17; sanatkârlar ve ilgili işlerde çalışanlar için yüzde 5,4; tesis ve makine operatörleri ve montajcılar için yüzde 3,4 ve nitelik gerektirmeyen işlerde çalışanlar için yüzde 20.

Kadın toplumda daha görünür olmalı

Verilere bakıldığında toplumun her alanında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin devam ettiğini dile getiren Yavaş, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesinin ise en önemli yolunun kadının toplumsal yaşamda daha görünür hale gelmesi olduğunu kaydetti.

Toplumsal cinsiyet rolleri kaldırılmalı

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden üretilmesini sağlayan toplumsal cinsiyet rollerinin ortadan kaldırılması gerektiğini söyleyen Yavaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hukuk nezdinde soyut ve şekli eşitlik hiçbir zaman toplumsal düzende gerçek eşitliğin sağlandığı ve hukuk nezdinde kadın ve erkeğin aynı hakları etkili bir şekilde kullanabildiğini göstermemekte. Toplumda kadın erkek arasındaki gerçek eşitliğin sağlanmasının ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesinin en hızlı yolu, var olan bu eşitsiz düzende kadının dezavantajlı konumunu giderecek önlemler almaktır.”

Devletin yükümlülüğü kadını dezavantajlı konumdan kurtarmak ve erkekler ile aynı konuma getirmek için gerekli önlemleri almanın devletin pozitif yükümlülüğünde olduğunu aktaran Yavaş, şunları kaydetti:

“Bu durum, yalnızca belirli pozitif ayrımcılık alanları yaratmak ile bitmeyecek. Bundan daha da önemlisi bu eşitsiz düzeni yeniden devlet eliyle üretmeyi durduracak ve ilkokuldan itibaren verdiği eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamayı hedeflemesi gerekmekte.”

Yavaş, eşitsizliğin sadece devlet eliyle de düzeltilemeyeceğini söyleyerek, “Bu eşitsizlik, toplumsal cinsiyetin kaynağını oluşturan toplumun örf, adet, kültür olarak kabul ettiği her türlü eşitsizliği meşrulaştıran toplumsal kurumlardır. Bu sebeple biz bu toplumu oluşturan tüm bireyler olarak bu eşitsizliğin önüne geçmek için ön kabullerimizi ve önyargılarımızı kırarak eşit bir dünya ve toplum için mücadele etmemiz gerekir” dedi.

 

Kaynak : İNSAN HAKLARI VE BAĞIMSIZ MEDYA PROJESİ KADIN HAKLARI HABERLERİ -TÜRKIYEDE CİNSIYETE DAYALI EŞİTSİZLİĞİN BOYUTLARI -SERAP CÖMERTOĞLU İŞCAN

 

 

facebook twitter youtube google+ feedburner
Yazar: Haber Merkezi
sanalbasin.com üyesidir